Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ensar ve Muhacir söylemi, Türk milletinin mültecilere karşı misafirperverliği ve sert tutumu ile birlikte değerlendirilmelidir.

Ensar ile Muhacir arasındaki kardeşlik kanunu gelişigüzel kurulmamıştı. Hz. Resûlullah bu konuda gelişigüzel hareket etmemiş, karakterini bildiği Muhacir ve Ensar kardeşlerini ilan etmiştir. Birlikte yaşadılar, birlikte iş yaptılar. Bugün böyle bir şey çok zor hatta imkânsız. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı’nın dini söyleminin sosyolojik karşılığı yoktur. Öte yandan Türk milletinin misafirperverlik kültürü de köy konakları örneğinde olduğu gibi son derece tutarlı ve muazzam düzeydedir. Türk milleti misafirperverdir, bu konu tartışmaya bile açık değildir.

Bu nedenle benzetmeler/karşılaştırmalar yaparken ve tarih okurken gelişigüzel hareket etmemek gerekir. Ülkeye sınırdan rastgele girenleri bırakın Ensar-Muhacir kategorisinde görmeyi/değerlendirmeyi, sığınmacılarla böyle bir hukuk kurulması teknik olarak bizim için mümkün değil. Mülteci ve sınır meselesi Ensar ve Muhacir kavramlarıyla tartışılamaz. Elbette bu politika yapılabilir.

Bu konu bağlamında tartışılan bir diğer konu da mübadele meselesidir. Mübadele, Türk soylular esas alınarak yapılmadı. Müslüman kimliklerine göre yapılmıştır. Bu detay önemlidir. Hıristiyan Türklerin mübadele yoluyla Karaman bölgesinden gönderilmesi konusu incelenmeye değerdir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemindeki mübadeleler din esasına dayalıydı. Müslüman olan herkes Türk zannedilip millet olarak kabul edilirken, gayrimüslimler Türk olarak kabul edilmeyip dışlanmıştır. Türk asıllı olmak ve Türkçe konuşmak Türklük için yeterli görülmedi.

Ancak bu politikanın durumsal ve döngüsel zorunluluktan kaynaklandığı göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü genç cumhuriyetin gerek laiklik gerekse Türkçülük uygulamalarının ilerleyen dönemlerde dini tanımın ötesine geçerek dil, kültür ve soyu kapsayacak şekilde genişlediğini görüyoruz.

Sığınma/mülteci/ misafir/haymatlos/geçici koruma altında vb. kavramların her biri hukuken düşünüldüğünde farklı anlamlar taşımaktadır. Bu kavramların her biri farklı bir alan olsa da ülkemizde hepsi birbirine karıştırılmıştır.

Çok az insan gerçek kavramları ve anlamlarını öğrenmek için biraz zahmete giriyor. Gerçek şu ki ülkemizdeki yabancı oranı nüfusumuzun %10’unu geçmiş durumda. Avrupa Birliği standartlarına göre bu oran %2 olmalıdır. AB standartlarına göre %2’lik bir yabancı oranı kabul edilebilir ve sindirilebilirdir. Daha yüksek bir oran sorun yaratır. AB ülkesi olmadığımız için AB standartlarını uygulamak zorunda değiliz. Türk milliyetçileri bir Türk standardı belirleyip bu oranı %0.01 gibi seviyelere indirmemiz gerektiğini söylüyorlar. Son dönemde Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın açıklamalarıyla alevlenen mülteci sorunu, Türk milletinin sığınmacılar tarafından işgal edileceği tezine dayanıyor. Ümit Özdağ, sınırı geçen sığınmacı veya göçmenlere ait olduğu iddia edilen bir videoya, “Örtülü istila, sessiz istila, stratejik göç mühendisliği. AK Parti’nin Ensar masalı anlatarak ülkemizi işgal ettirdiği bir korkunç işgal” açıklamasını yaptı.

Türk milliyetçileri, siyasi amaçlarla, belki de oy uğruna sığınmacılar sorununu incelemeye devam ediyor. Ensar sıfatını doğru bulmadığımı söyledim ama sığınmacılar ya da göçmenler üzerine devam eden bu söylemler ne yazık ki bazı saldırganlara şimdilik izole de olsa fırsat verdi. Türk milleti hiçbir koşulda yok olmayacaktır. Söz konusu millet zaten İslam inancına mensuptur ve Arap olması mümkün değildir. Atatürk, milli mücadeleyi Türkçülükle değil, ümmetçilikle kazandı. Yarın beka sorunumuz olursa bu mücadele ümmetçilikle kazanılacaktır.

Bir Türk milliyetçisi asla faşist olmaz ve olmamalıdır. Bu siyasi söylem ve eylemler doğru olmayıp devletin dış politikasını olumsuz etkilemekte veya bazı politikaları gündeme getirmektedir. Ayrıca Türk milliyetçilerinin sığınmacılar konusunda yürüttükleri popülist söylemler yine hükümete faydalı oluyor, ekonomi gündemden düşüyor ve Cumhur İttifakı için olumlu hamlelere alan açılıyor.

Muhammed Işık

Muhammed Işık

Anadolu Üniversitesi İşletme, Medya ve İletişim mezunu. Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi YK Üyesi, Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM) Genel Sekreteri ve Gerçek Tarih Dergisi Yayın Koordinatörü. Yayınlanmış iki kitabı vardır (Gönülden Dimağa, Akıldan Kalbe Esintiler).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.