Edebiyatı en basite indirgeyerek tanımlayalım ve bu derin denize bir kulaç atmakla işe başlayalım. Edebiyat, insani hislerimizin ve fikri yapımızın, insan ve toplum yaşantısının kelimelerle ifade edildiği yer yer süslü yer yer sade fakat her zaman etkili olan sanat dalıdır.

 

Sosyal bilimler, sosyoloji, felsefe ve sanat dallarında kesin bir tanımlamaya hapsolmak yanlıştır. Sanatın göreceliliği bunu mümkün kılmaz. Fakat eğitime sunulan ve öğretilen kesin tanım cümleleri anlayış birliği sağlar ve bu yüzden yararlıdır diyebiliriz. Bizim verdiğimiz tanımda üzerinde durulması gereken anahtar kelime “sanat”tır. Sanatı açıklamaya çalışan türlü fikirlerin ve teorilerin buluştuğu ortak nokta tüm sanat yapıtlarının kökünün toplumsal bir kaynaktan doğmasıdır. Zanaatlerin de kaynağı sanat ile aynıdır.  Fakat zanaat yaşamı kolaylaştırmak ve topluma yarar sağlamak için varsa da sanatın ilk ve en gerekli amacı “güzel” duygusunu uyandırmaktır. Edebiyatta güdülen amaç iki şekilde de olabilir; toplumsal yarar ya da duygusal coşku uyandırma.

Edebiyatın Kelime Değeri Ve Sosyal Konumu

Bir milletin dili ve edebiyatı, insanlarının kültür düzeyini ve sanat değerini gösterir. Gelişmişlik düzeyi ilk ve en önemli öge olarak dil ile ölçülür. Edebiyatsa bu dili doğru ve güzel kullanmakla mükelleftir. Türkçede edebiyat kelime olarak Tanzimat’tan bu yana kullanılıyor. Kelime anlamı olarak Arapça köklü edeb kelimesinden türemiştir. Edeb ise ahlak güzelliği, incelik ve terbiye anlamına gelir. Buradan çıkarılabilir ki Türk edebiyatı ilk olarak usule uygun ve doğru dil kullanımına önem gösterir. Türk edebiyatının şu anki konumunun temelleri de Tanzimat döneminde atılmıştır. Bizim dilimiz ve edebiyatımızın gelişimi hâlen devam ediyor. Dilde yozlaşma son yüzyılda tavan yapmış olsa da her daim öz Türkçe’yi korumakla ve edebiyatımızı geliştirmekle sorumluyuz.

13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Türkçe’nin ders olarak eğitimine önem verilmemiş, yapı özellikleri incelenip dilbilgisi geliştirilmemiştir. Cumhuriyet öncesi dönemde eğitimin halk içindeki konumu çoğunlukla sıbyan mektepleriydi. Burada dini nitelikli konulara öncelik verilip Kur’an’ı Kerim öğretilirdi. Toplumun o dönemki ideolojik yapısı eğitimi bunların dışında bir şey olarak göremiyordu. Öğretim Arap yazısı ve din metinlerine dayandığı için günlük yaşam dilimiz Türkçe daima ikinci planda kaldı. Daha nitelikli eğitim almak isteyenler için ise Farsça öne sürülür, Türkçe yine arka sıralarda kalırdı.

Yeni Alfabeye Geçiş

Türkçe için en köklü devrim Latin alfabesine geçilmesiyle gerçekleşti. Toplum nezdinde Arap yazısı kutsal konumda görüldüğünden Türkçe arka planda kalıyordu fakat Latin harfleri bu görüşü ortadan kaldırdı ve öz dilimiz gerçekten öğrenilmeye başlandı. Bu dönem sonrasında gelişen Türk dili ve edebiyatı hâlâ devinim içindedir.

Edebiyatta birbirinden amaçta ayrılan iki anlatım türü bulunur. Bunlar nazım ve nesirdir. İlk duygusal edebi yapıtların hemen hepsi nazım olmuştur. Nesir nazıma göre daha geniş olanaklı bir tür olmasına rağmen ezber kolaylığı bulunmadığı için ancak baskı tekniği geliştikten sonra büyüme olanağı bulmuştur. Bir genelleme yapmak istersek, ilkel toplumların edebiyatları çoğunlukla nazım, uygar ve gelişmiş toplumların edebiyatları ise çoğunlukla nesir ağırlıklıdır diyebiliriz. Edebiyatımızda Halk ve Divan edebiyatının yüzde doksanı nazım ürünlerdir. Nesirin gelişimi ise Tanzimat sonrası dönemde artar.

Bozkır Toprağında Filizlenen Sanat

Türk edebiyatının başlangıcı son yüz yılda yapılan bilimsel araştırmaların sonucuna göre 8 yüzyılın ortalarına uzanır. İlk ürün olarak herkesin bildiği üzere Göktürk Yazıtları’nı kabul ederiz. Denilebilir ki Türk edebiyatını Orta Asya bozkırlarından göçebe bir uygarlığın farklı topraklarında yaşayan Türkler başlatmıştır. İlk çağ Türk edebiyatının sanat yapıtlarına ise ne yazık ki  ulaşılamamaktadır. Edebiyatımız halk içinde sözlü-sazlı destan şiiri şeklinde geliştiği için yazıya geçene kadar olan dönemdeki ürünlerin doğruluğu ve kesinliği şüphelidir.

Edebiyatımızın ve dilimizin gelişimi hâlâ devam ediyor ve farklılaşıyor. Fikrimizce; Türk edebiyatını ve Türk dilini hakettiği konuma getirmek yine Türk insanının borcudur. Milliyetçi bir gözle söylediğimiz bu söylem uluslararası anlamda Türkçe’nin gelişimi için de önem arz etmektedir.

Türkiye’de edebiyatın, sanatın ve kültürün zamanla olan değişimini size aktarmaya devam edeceğiz. Zaman zaman dünya nabzını yoklamak gerekse de gelişmeye ilk adımı ulusal olarak atmalıyız. Bir insan gelişir ve bir çocuk yetiştirir. Ve aslında onun nesli, kültürü ve birikimini o kaynaktan almaya devam eder. Bir birey bir nesli bir nesil Türkçe’yi kurtarabilir. Son söz olarak sevgili okur; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün arzu ettiği muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için değişime kendinizden başlayın diyoruz.

-Gamze Dönmez yazdı.

Fikrimizce

Fikrimizce

Politika, Ekonomi, Toplum, Kültür-Sanat, Spor ve diğer kategorilerde sıcak haberler ve araştırma yazıları Fikrimizce’de.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.