Sendika nedir? Sendikalaşmak nasıl bir önem taşıyor?

Bugün ülkenin içinde bulunduğu durumu düşündüğümüzde sendikayı ve sendikalaşmayı konuşmak çok önemli. Yüksek enflasyon, her geçen gün gelen zamlar, hayat pahalılığı altında toplumun çok ciddi bir kesimi yoksulluk ve yoksunluk içinde. Sendika nedir, neden önemlidir? diye baktığımızda, Sendikalar; ücretli toplumla birlikte başlayan bir örgütlenme biçimi. Bu anlamda Sanayi Devrimi ve ardından kapitalist üretim ilişkileriyle 19.yy. da İngiltere de başlayan bir deneyim. Sendikalarda, ücretli çalışanlar ve işçi sınıfı çalışma yaşamlarına ve yaşam koşullarını iyileştirmek için yan yana mücadele ediyorlar. Sendikal örgütlenme dediğimiz zaman, işçilerin biraz önce dediğim gibi hem iyi şartlarda çalışmaları hem daha iyi ücretler almaları ve hayatlarını iyileştirmeleri için verdikleri mücadeleden bahsediyoruz.

Türkiye’de işçiler özelinde yeterince sendikalaşma var mı?

Çalışanların verilen rakamlara göre yüzde 14 ü sendikalı, bir de buna özel sektör bağlamında bakarsak yalnızca yüzde 6’lık kısım sendikalı buna göre; özel sektörde yüz işçiden 94 ü sermayeyle yalnız başına karşı karşıya kalmış durumda. Bu anlamda Türkiye de sendikalaşmanın ciddi anlamda zayıflığından bahsetmemiz mümkün. Bir de şunu söyleyeyim sendikalaşma dediğimiz zaman üç sac ayağı olan bir yapıdan bahsetmek önemli.  Birincisi, örgütlenme. İkincisi, toplu iş sözleşmesi dediğimiz, sendika üyelerinin işverenin karşısında birlikte bir pazarlık yapması durumu. Üçüncü önemli ayağı da talepleri, haklı itirazları kabul edilmezse greve gitmeleri. Dolayısıyla sendikalaşma dediğimiz şey yalnızca yan yana gelip oluşturulan bir örgütlülük hali değil. Toplu iş sözleşmesi ve grev hakkını da dahil ederek düşünmemiz gerekiyor. Türkiye de bu sendikalaşma oranının yanında toplu iş sözleşmesi kapsamına giren işçi sayısı da çok az dolayısıyla gerçek anlamda bir sendikal mücadeleden bahsetmek zor. Ve ayrıca yine tahmin edebileceğin gibi grev de kolay yapılabilen bir şey değil. Sonuç olarak Türkiye de genel olarak işçi sınıfının ve emekçi sınıfların yeteri kadar sendikacılığın bir parçası olmadığını söyleyebiliriz.

Sizce Türkiye’de işçiler sendikal hakların bilincinde mi? Bu bilinci sağlamak adına hangi çalışmalar yapılmalı?

İşçiler ve sendikal bilinç, tarihin belli dönemlerinde ve belli coğrafyalarda ayrıca tartışılması gereken bir konu. Dolayısıyla çok genel bir şey söyleyemeyiz. Fakat 2022 Türkiye’sinde bu tarihte ve bu coğrafyada işçiler ve sendikal bilinç ne durumda diye baktığımızda, uzun süredir giden bir sendikasızlaşmanın sonuçlarını yaşadıklarını söyleyebiliriz. 1980 sonrası Neoliberal dönemde; sendikalaşmanın önündeki zorluklar sebebiyle sendika toplumsal hayatta çok zayıfladı. Bilinç dediğimiz de böyle bir şey, hayatınızın parçası olduğu zaman onu düşünüyorsunuz. Dolayısıyla işçi sınıfının sendikal bilincinin ve bağının zayıfladığı bir dönemden geçiyoruz. Ayrıca genç arkadaşların çoğu sendikanın eski bir döneme ait olduğunu düşünüyorlar, ‘’evet ya dedelerimiz falan sendikalaşırdı’’ gibi bu anlamda bir sendikal zayıflık var. Ama ben umutluyum, özellikle şu an içinde bulunduğumuz zor iktisadi koşullarda sendikalaşmanın ve sendikal bilincin yükseleceğini düşünüyorum.

Sendikalarla işçilerin arasındaki bağ nasıl güçlendirilmeli noktasından baktığımızda; sendikalara yönelik bir eleştiri var. ‘’Sendika yönetimleri sendika yöneticisi olduktan sonra üyelerinden kopuyorlar, kendi aralarında bir sendika bürokrasisi oluşturuyorlar ve hatta daha iyi yaşam koşullarına, daha iyi arabalara, daha iyi cep telefonlarına falan sahip oluyorlar’’ gibi… Oysaki bu sınıftan uzaklaşmadan onlarla birlikte sendikacılık yapmak anlamına gelen ‘’kitle ve sınıf sendikacılığı’’ kavramı var. Sendikalar üyelere nasıl ulaşacaklar, nasıl onlar için bir umut mücadele noktası olacaklar diye baktığımızda; bu da çok tartışılan bir şey. Sendikalar çok çabalıyor, işyerlerine gidiyorlar; işçilerle konuşmaya çalışıyorlar. Bir de bizim medya kültür endüstrisi sektörünü düşünürsek, çalışanların çalışma biçimleri ve zaman ve mekanları da çok değişti. Bu anlamda sendikalar da zorlanıyorlar, eskisi gibi işçileri ortak bir zamanda, ortak bir fabrikada bulamıyorlar. Dolayısıyla arayış içindeler, daha iyi bir toplum beklentisini yükselterek, işyerlerinde ve bulundukları her yerde emekçiye ulaşmaya çalışıyor.

Sizce Türkiye’de işçi sendikaları üstlendikleri görevi başarılı bir şekilde yürütebiliyor mu? İşçilerin hakları yeterince savunuluyor mu?

Biraz önce bahsettiğim bu sendikal bürokrasi ya da sendika yöneticilerinin üyelerden ayrılıp başka ortamlarda sendikal siyaset yapmaya başlamaları eleştirilebiliyor. Sendika dediğimiz zaman, sendikanın nasıl bir siyaset yürüttüğü, üyeleriyle nasıl bir ilişki kurduğuna göre ayırmalıyız . Tek bir sendikadan bahsedemeyiz. Türkiye’de inceleyebileceğimiz üç gelenek var. Bir tanesi Türk-İş dediğimiz, her zaman için daha uzlaşmacı, daha hükümete yakın ve doğrudan çatışmayan bir gelenek. Diğer gelenek, DİSK geleneği, tarihsel anlamda baktığımızda işçiler için mücadeleyi yükselten daha güçlü olduğu dönemleri de oldu . Üçüncü bir kanat daha var. Ona da Hak-İş geleneği diyebiliriz. O da şu anda siyasal iktidara çok yakın ve bu anlamda sınıfın haklarını çok korumuyor… Dolayısıyla tek bir sendikacılıktan değil de farklı sendikal geleneklerden bahsetmek daha doğru olacaktır. Ciddi bir mücadelenin şu anda yükseltilemediğini söyleyebiliriz. Sendikacıları eleştirelim evet ama sendikal mücadele de gerçekten çok çaba vermiş, çok değerli, onurlu insanlar var. Onlara da haksızlık etmeyelim.

‘’Sendikaların işçilerin emeği ve sosyal haklarını savunması görevine karşın hükümet lehine bir tavır aldığı’’na dair eleştiriler var siz bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz? Böyle bir durumda işçilerin menfaatleri korunabilir mi?

Sendika eğer bu işçi sınıfının örgütü olacaksa hem hükümetten hem de işverenden tam bir bağımsızlık içinde olmalı ve üyelerinin hak ve çıkarlarını sonuna kadar bağımsız bir mücadeleyle yürütmelidir. Bu tarz hükümet yanlısı ya da işveren yanlısı politika önerileri ya da öyle görünme ya da öyle yapma biçimleri sendikacılığı çok zedeler. Kesinlikle sendikacılığın bir parçası değildir. Bunu sorman çok kıymetli oldu. Bu anlamda belki zihinlerde son dönemlerde fazla bir hükümet yanlısı sendikacılık gördüğü için insanlar, sendikacıların güvenleri de sarsılmış olabilir. O zaman birlikte buradan şu çağrıyı yapalım: İşçi sınıfı sendikacılığı, üyelerine dayanan, üyelerinin taleplerini, itirazlarını, umutlarını aydınlatmaya, yeşertmeye çalışan bir sendikacılıktır. İşveren ve hükümetten tam olarak bağımsız olması gerekir.

 

 

Taha Ömer Işık

Taha Ömer Işık

Ankara Üniversitesi Gazetecilik, İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü öğrencisi. Borsa İstanbul ve Kripto borsasına ilgili. Youtube üzerine üretilen içeriklerde ilk olma özelliği taşıyan ytbilgi kurucu editörlerinden. Reklambulutu başta olmak üzere birçok dijital projesi bulunuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.