Modern dünya düşünmeye karşıdır. Bu nedenle din ve felsefe ile yollarını ayırmışlardır. Bu yol ayrımında Fransız devrimi baskın faktördür. Devrimi getiren koşullar, okumayı, düşünmeyi ve fikir üretmeyi sınırladı. Okumayı kolaylaştırdığını savunanlar ve hatta matbaada ilerleme olduğunu söyleyenler olacaktır. Modern dünya sadece bilinmek isteneni popülerleştirir ve onu okumak için tüm araçlar seferber edilir.

Yüzbinlerce kitap, araştırma, çalışma, olağanüstü bir okumanın veya düşünmenin ürünü gibi görünebilir. Modern insan bilimi önceler ve düşünceyi de öteler. Düşüncenin olmadığı, bilimin ön planda olduğu her çalışma bir öncekinin tekrarıdır. Tekrarlar, alıntılar veya kopyala-yapıştır üretimleri asla yeni ve öznel değildir.

Felsefeyi bilimden ayırmak ve “bilim bize yeter” tezini savunmak kısa vadede bir çözüm olarak göze ve kulağa hoş gelebilir. Ancak sorunlar derinleştikçe ve kronikleştikçe mevcut bilimsel veriler sorunu çözmek için yeterli olmamaktadır. Fransız İhtilali sonrası filozofların yerine aydınların oluşması ve sorunun çözümünde aydın aklın kullanılması gerekliliği, modern yozlaşmanın kapısını aralamaktadır. Jakoben pozitivistler, felsefeyi ve dini bir kenara bırakarak Kilise’yi etkisiz hale getirdiler; Pozitivizm, rahipleri entelektüel olan ‘yeni din’ olarak kuruldu.

Magna Carta Libertatum, Batı dünyası için önemli bir referans noktası gibi görünüyor. İşin aslını doğru bir şekilde tanımlayabilmek için bazı yansımalardan ve bilimsel tezlerden uzaklaşmak gerekir. İngiliz Kralının feodal lordlarına verdiği ayrıcalıklar, her şeyden önce bir güç paylaşımıdır. Güçlü de olsa hükümdarların güçlerinin bir kısmını feda etmeleri eski çağlardan beri uygulanan yazılı olmayan bir kanundur. Bilinen bir gerçek daha vardır ki, ister filozof ister din adamı olsun düşünceye önem verenler devlet yöneticileri tarafından cezalandırılmışlardır. Bunun örneği Batı toplumunda Sokrates olabilirken, İslam toplumunda Ebu Hanife’dir.

Nebi Musa’nın Firavun’la mücadelesi, düşünce ile yerleşik kurallar, belki gelenekler ya da kültür arasında bir çatışmadır diyebilirim. Yozlaşmanın olduğu yerde akıl, düşünce ve din rafa kaldırılır. Nebi ve elçiler yeni bir sosyal sözleşme için gönderilir. Gönderilen nebi ve elçiler, kabul edilmiş ve yerleşmiş fitnelerle mücadele etmişlerdir. Ne kadar entelektüel olursa olsun, yöneticiler, halkının astlarına itaat etmesini ve hizmet edilen ideolojiye uymasını ister. Sunulan bilgi veya ideolojinin tartışma konusu olmasını asla istemezler. Magna Carta Libertatum bu nedenle katı laikliğin kurbanı oldu. Bu koşullar Fransız Devrimi tarafından oluşturuldu. Fransız Devrimi sırasında sadece felsefe ve din rafa kaldırılmadı. Birçok kişi giyotin ile sonradan tanışmıştır!

İbrahim: “Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar veremeyen putlara niçin taparsınız? Size de, taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akıl etmiyor musunuz?” dedi. [Enbiya 66-7]

Kuran’da defalarca düşünmenin ve aklı kullanmanın önemi vurgulanır. Din tefekkür üzerine kuruludur. Hazır olanı kopyala-yapıştır yapmak, ayak uydurmak, itaat etmek gibi dini bir tecrübe yoktur. Doğrudan sapan, hakkaniyetten uzaklaşan her lider, düşünürler tarafından eleştirilir. Bugün aydınları bilge adamlar olarak görüyoruz. Bu bir saptırma değilse, bu bir hatadır.

Stratejik düşünme denilince akla sadece akademisyenlerin gelmesi de bir yozlaşma göstergesidir. Akademisyen kendine rol model olarak Thales’i veya Sisamlı Pisagor’u mu örnek alıyor yoksa kendine göre üstat tanımı mı var? Bilim ancak düşünce (felsefe) ve dinle değer kazanır. Bu şekilde oluşturulan strateji de başarıya ulaşır.

Medine Sözleşmesi, bilim ve düşüncenin ürünü olduğu kadar dinin de temel referans noktasıdır. Hal böyle olunca da bu sözleşme asırlarca başarıya ulaşma kapasitesine sahiptir. Ancak sözleşmenin bir metin olarak varlığı değil uygulanması başarıyı getiren unsurdur. İslam tarihine bakacak olursak, sözleşmenin metinde kaldığı, çok kısa bir süre için uygulandığı görülecektir.

Günümüzde dünya toplumlarının modern yaşamda bireyselleşmesi ve yozlaşması, popüler kültürün arayışı ve varlığının unutulması pek çok kronik sorunu gündeme getirmektedir. İnsan hakları beyannameleri, hak arayışları, adalet çağrıları, hukuka güvensizlik, savaşlar, masumların öldürülmesi, taciz ve tecavüz, yeni bir toplumsal sözleşme arayışının gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Metaverse çağında olduğumuzun bilincinde olmak, düşünceye ve hak dine dönmek bizi birçok toplumsal sorundan kurtaracaktır. İnsanlığın Medine Sözleşmesi’ne olan ihtiyacı eskisinden daha fazladır.

Muhammed Işık

Muhammed Işık

Anadolu Üniversitesi İşletme, Medya ve İletişim mezunu. Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi YK Üyesi, Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM) Genel Sekreteri ve Gerçek Tarih Dergisi Yayın Koordinatörü. Yayınlanmış iki kitabı vardır (Gönülden Dimağa, Akıldan Kalbe Esintiler).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.