Kral Oidipus’un kötü kaderi dedesi Kadmos’a kadar uzanır. Yunan mitolojisinde kahraman olarak anılan Kadmos, Thebai şehrini bin bir emekle kurmuş fakat kara talihi kurduğu yeni şehirde de peşini bırakmamıştı. Türlü felaketler Thebai şehrini etkisi altına almaya başlayınca Kadmos karısı ile birlikte şehri terk etmiş en sonunda da tanrılar onu ve karısını yılana çevirmişti. Kadmos’tan sonra oğlu Labdakos daha sonrasında da Laios tahta geçti. Laios’un karısı İokaste bir erkek bebek dünyaya getirdi. İşte bu bebek sonun başlangıcıydı…

İnsanın en büyük suçu dünyaya gelmiş olmasıdır

Antik Yunan’ın üç büyük tragedya yazarlarından birisi olan Sophokles ömrünün altmış yılını tiyatroya adamış ve yüzden fazla tragedya eseri yazmıştır. Günümüze sadece yedi tanesi ulaşmış olan eserlerin içerisinde en kıymetli olanı şüphesiz Kral Oidipus üçlemesidir.

Sophokles’in tragedyalarında genellikle insanlar kaderin çizdiği yolda ilerlerler. Yazgısının bilincinde olan insanlar her şeye rağmen kötü talihlerinden kurtulmak için çabalarlar. Mücadelenden asla vazgeçmez adeta tanrılara kafa tutarcasına kaderini yenmeye çalışırlar. İşte Oidipus bu insanların en büyük ve ibretlik örneğidir. Yirmi beş asır önce yazılmış olmasına karşın günümüzde hala kader motifini en iyi anlatan eskimez bir eser olarak kabul edilir.

Efsaneye göre tanrı Apollon Kral Laios’u işlediği bir günahtan ötürü lanetledi ve doğacak oğlunun kendisini öldürüp karısıyla evleneceğini haber verdi. Kral Laios ve karısı böyle korkunç bir kehanetten kurtulmak için doğan oğullarını ayaklarından bağlayarak bir çobana verip öldürmesini istediler. Ayaklarından bağlı bir halde dağa atılan çocuk başka bir çoban tarafından kurtarıldı. Çoban, bebeği Korinthos kralı Polybos ve karısına verdi. Çocuk sahibi olamayan kral ve kraliçe bu bebeği sevgiyle büyüttüler. Ayakları bağlandığı için şişip moraran çocuğa “Ayağı şişmiş, incinmiş” anlamına gelen Oidipus adını verdiler ve kader ağlarını örmeye başladı. Günün birinde kendisine “uydurma evlat” denilerek hakaret edinilmesi üzerine içine şüphe düşen Oidipus, Tanrı Apollon’un rahiplerine gerçek babasının kim olduğunu sordu.

Kâhin ona babasının kim olduğunu söylemedi fakat korkunç kehaneti haber verdi. Oidipus kehanetin gerçekleşmesinden korktuğu için doğup büyüdüğü saraydan kaçtı. Felaketine doğru kaçtığından habersiz gittiği yolda karşılaştığı öz babasını çıkan bir tartışma sonucu öldürdü. Nereye gideceğini bilmeden yürümeye devam etti ve Thebai kapılarına vardı. Şehrin kapısında duran Sfenks adlı canavar şehre giriş çıkışları engelliyordu. İnsanlara bilmeceler soruyor, bilemeyenleri oracıkta öldürüyordu. Oidipus canavarı yendi ve şehre kral oldu. Annesiyle evlendi ve ondan dört tane çocuğu oldu.

Yıllar geçti ve Oidipus çokça sevilen ve sayılan bir kral oldu fakat Thebai şehri türlü felaketlere uğruyor, halk gün yüzü görmüyordu. Felaketlerden kurtulmak için kâhine başvurdular. Kâhin önceki kralın katilinin hala Thebai’de olduğunu, onun cezalandırılmadan felaketlerin son bulmayacağını söyledi. Oidipus katili lanetledi, onun bulunması için elinden geleni yaptı. Ne acıdır ki araştırdıkça tüm şüpheler ve deliller kendinden yana çıktı. Kaçıp kurtuldu sandığı kehanet çoktan gerçekleşmişti. Duyduklarını kaldıramayan Oidipus gözlerini iğneyle kör etti ve şehirden kovuldu. Acı dolu hayatına bir süre dağlarda devam eden Oidipus birdenbire ortadan kayboldu. Ölüp ölmediği ya da nereye gittiği hiçbir zaman bilinemedi.

Yunan tragedyalarının hiçbirinde Oidipus kadar kara bahtlı bir kimse daha yoktur. Oidipus kaderinden ve Tanrı buyruğundan kaçamamıştır. Bu tragedyada Oidipus’un sembolize etiği durum tanrıların gazabını kazanan birisinin hiçbir şekilde kendi sonundan ve felaketlerden kaçamayacağıdır.

Fatmanur Zırh

Fatmanur Zırh

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi gazetecilik bölümü ile İstanbul AUZEF Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde öğrenim görmekte. Siyaset başta olmak üzere tarih, resim ve tiyatro ile ilgilenmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.