Kimilerine göre dünyaca ünlü bir şair, kimilerince vatan haini, kimilerince ise sevda şiirleriyle devrim yapmış bir şairdir Nazım Hikmet. Bu yazımızda Nazım Hikmet’in edebi kişiliğinin yanında siyasi ve fikir dünyasını şekillendiren gelişmelere ve sebeplerine birlikte bakacağız.

Nazım Hikmet 1902 yılında doğan doğduğu şehre bir daha dönemeyen bir şairdir. Türk Edebiyatına kattıklarıyla Türk şiiri denince akla ilk gelen isimlerden olmuştur her zaman. Şiirlerinin yanı sıra Nazım Hikmet’i tanıyor oluşumuzun bir diğer yanı Komünizm ile olan ilişkisiydi. Henüz 19 yaşında girdiği Moskova Komünist Üniversitesi öğrenciliği fikir ve siyasi hayatını derinden etkileyen bir dönem olmuştur. Nazım Hikmet edebiyat ve şiiri hiçbir zaman büsbütün sanatsal bir uğraş olarak görmemiş her zaman ezilenin, sömürülenin, haksızlığa uğrayanların yanında yer aldığı bir nokta olarak görmüştür.

 

Öyledir ki Türkiye Komünist Parti üyeliğini kendi yazdığı otobiyografisinde şu sözlerle dile getirir: “Ben 1923’ten beri Türkiye Komünist Partisi üyesiyim; övündüğüm tek şey budur. Dünya tarihinde, çağının sorunları karşısında büsbütün yansız ve edilgen kalmış bir tek yazar göstermek kuşkusuz zor olacaktır. Yansız olduğu sanılabilir ve söylenebilir, ama nesnel olarak hiçbir zaman yansız olamaz.”

Nazım Hikmet’in bu yönü daha gençlik yıllarında başlamıştır. İlerici düşünce sahibi bir ailede büyümesi ve yaşadığı dönem Türkiye’si Emperyalistlerin pençesinde olması sebebiyle kendisini halkına karşı her zaman sorumlu hissetmiş ve şiirlerinde yaşanılan toplumsal sorunlara yer vermiştir.  Gençlik yıllarında o kadar çok kahramanlık ve vatanseverlik şiiri yazmıştır ki kendisini sorumlu hissederek o dönemde işgal tehdidi olan Anadolu’ya geçmiştir. Sosyalist fikirlerle de yine burada Anadolu’da tanışmıştır. Önce Ankara ardından ise öğretmenlik mesleğini icra etmek için gittiği Bolu’da tanıştığı insanlar onun Sosyalist fikirlere olan ilgisini iyice kuvvetlendirir. Bu fikri iyice benimseyen Nazım Hikmet devrimi bizzat görmek adına Sovyet Rusya’ya gitmeye karar verir. 2 yıl geçirdiği Sovyet Rusya’da siyasi kimliğini iyice sağlam hale getiren Nazım Hikmet artık bu durumu bir sır olmaktan çıkarmış açıkça şiirlerinde yer vermeye başlamıştır. Bu dönem içinde artık onun şiirleri sosyalizm ve işçi sınıfının hizmetinde kullanılacak bir silah haline gelmiştir.

1924 yılında döndüğü Türkiye’de Türkiye Komünist Partisi’nin yayın organları olan Orak-Çekiç gazetesi ve Aydınlık Dergisi’nde yazılar yazarken aynı zamanda partinin örgüt çalışmalarında da yer alır. Bu dönem içerisinde yaşadığı polis takipleri tutuklama ve mahkeme olayları 5 yıl kadar sürmüş ardından yeniden yurt dışına çıkmıştır. Bu dönemde aldığı 15 yıllık hapis cezası bir yıla inmesi üzerine Nazım Hikmet Temmuz 1928’de Laz İsmail lakaplı TKP genel sekreteri İsmail Bilen ile sahte pasaport kullanarak Gürcistan üzerinden Türkiye’ye giriş yaptılar Hopa’da yakalanmalarının ardından iki ay süre ile hapis yatan Nazım Hikmet ve İsmail Bilen oradan Rize’ye, İstanbul’a ve Ankara’ya sevk edildiler. Burada Nâzım’ın 1925 İstiklal Mahkemesi mahkûmiyet hükmü kaldırıldı, ikisine sahte pasaport kullanmaktan üç ay ceza verildi, fakat tutukluluk süreleri mahkumiyet süresini aşmış bulunduğu için serbest bırakıldılar. İstanbul’da hapis yattığı süre içerisinde Kuvayı Milliye Destanı ve Memleketimden İnsan Manzaraları gibi pek çok eser üretti.

Nazım Hikmet serbest bırakılmasının ardından yasal yükümlülüğü olmamasına rağmen askere çağırıldı ciddi anlamda kötüleşen sağlık sorununu da göz önünde bulundurarak öldürüleceğini düşündü. Haziran 1951’de kazandığı Barış Ödülü’nün parasıyla aldığı bir sürat teknesi ile İstanbul’dan Karadeniz’e açılarak Romanya üzerinden bir daha dönmemek üzere Moskova’ya gitti. Ayrılışının ardından henüz bir ay geçmişti ki 25 Temmuz 1951’de verilen Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı. Bu olay üzerine “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından –hey gidi dünya– çıkarılmışım. Beni Türklükten, halkımın evlâdı olmaktan, milletime ölümsüz bağlı

bulunmaktan kimse, hiçbir kuvvet çıkaramaz, ayıramaz” açıklamalarında bulundu. Nazım Hikmet II. Dünya Savaşı’nda faşizmi yenilgiye uğratan Stalin’e sevgi ve hayranlık duyarak Moskova’ya gitmişti fakat Stalin ve Sovyet Komünist Partisi politbürosu Nazım Hikmet’e temkinli bir politika izledi. Kendisine gittiğinde en iyi sağlık hizmeti, Moskova’da büyük bir daire ve Rusça basılan eserlerine en yüksek fiyattan telif ödenmesi için politbüro çıkarıldı fakat siyasi konularda kendisine güvenilmedi. Ayrıca bu sürgün yıllarında politik faaliyetlerinin ağırlıklı bir bölümünü oluşturan Dünya Barış Konseyi çalışmaları kapsamında Avusturya, Bulgaristan, Çin, Doğu Almanya, Fransa, Macaristan, Küba Mısır gibi birçok ülkeye seyahat etti, buralarda savaş ve emperyalizm karşıtı etkinliklerde yer aldı.

Nâzım Hikmet’in kabri

 

Yaşamının sonuna geldiğinde takvim yaprakları 3 Haziran 1963’ü gösteriyordu sabah 06.30 saatlerinde gazetesini almak için apartman kapısına yürüdüğü sırada geçirdiği kalp krizi sebebiyle vefat etti. Sovyet Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen yerli ve yabancı yüzlerce sanatçının katılımıyla bir tören düzenlendi ve Novodeviçi Mezarlığına defnedildi. Kabri ise Meşhur şiirlerinden biri olan Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam figürü siyah granitten yapılan mezar taşı üzerinde ebedileştirildi.

Ömer Faruk Özdemir

Ömer Faruk Özdemir

Karabük Üniversitesi Siyaset Bilimi Ve Kamu Yönetimi öğrencisidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.