Sığınmacı sayısı arttıkça hastanede beklenen sıra artıyor, okullar kalabalık hâle geliyor, toplu taşımalarda yer bulamaz hâle geliniyor, kira fiyatları artıyor, işsizlik artıyor, konut fiyatları artıyor. Bir ülkenin nüfus artış hızı belli hesaplamalarla bulunur ve ona göre alt yapı planlaması yapılır. Ancak hesapta olmayan milyonlarca insan o ülkeye giriş yaparsa o ülkenin alt yapısı bunu kaldırmaz. Bu konuda ciddi eleştiriler var toplumda. Gündemi pekiştirecek bir de Sessiz İstila isimli kısa film yayınlandı.

Kısa film,  estetiği ve teknolojisi bakımından hayli amatör bir yapıya sahiptir. Irkçılık sayılabilecek ve faşizme yakın bir görüşü savunuyor. 2040’lı yıllarda ülkeyi Arapların (Suriyelilerin) istila edeceğini tema ediniyor. Senaryosu ile de benim gözümde sınıfta kalıyor. Lakin, Film için tutuklama veya yargılama kabul edilemez. Ümit Özdağ bunu ben yaptırdım dedi zaten. Bu sanat adına yapılmış bir film değildir. Bir siyasi partinin kısa filmidir. O halde burada eğer yargılama gerekirse Siyasi parti lideri yargılanır. Ben bunu da doğru bulmuyorum. Filmin içeriğini de doğru bulmuyorum, böyle bir siyasi fikirleri doğru bulmadığım gibi. Ümit Özdağ, popülist söylemler üreterek sığınmacılar üzerinden siyasi rant kazanımı elde etmeyi düşünüyor olabilir. Lakin bu düşüncesi, Türk töresine ne kadar uygundur?

Her şeyden önce Suriyelilerin Türkiye’yi istila edeceği fikri kendini milliyetçi gören bir yapıya yakışmıyor. Bu çok ucuz ve mesnetsiz, Anadolu halkını da aciz  gösteren bir söylem. yaklaşık 4 milyon sığınmacı nasıl olur da ülkeyi istila edebilir. Ayrıca bu söylemlerden yola çıkıp epey farklı yorum da yapılabilir.

Göç politikasını doğru bulan, aferin ne güzel oldu daha yok mu muhacir kardeşimiz alalım, diyecek birinin olduğunu düşünmüyorum. Devlet bir an evvel siyasi kanalı devreye alıp Suriye Devleti ile görüşmelidir. Sonrasında ülkemize sığınanlar uygun şart ve koşullarda ülkesine dönmelidir. Bunu yıllardır dile getiriyorum.

Mevcut koşullar altında sığınmacılar üzerinden popülist söylemlerle halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmeyi doğru bulmuyorum. Sosyal medyada çok sayıda kışkırtma paylaşımı var. Sığınmacıları kötü gösteren bu paylaşımların nasıl ve hangi koşullarda hazırlandığı ve servis edildiği de ayrı bir konudur. Milyonlarca sığınmacı içinde elbette ki sapığı, röntgencisi, şiddet eğilimlisi vardır. Türk halkı içinde de kötü niyetli insanlar olduğu gibi.

Bugün sığınmacıları bahane edenler, hükümeti bu yolla dize getireceğini umanlar veya değişimi bu siyasetle sağlayacağını düşünenler olabilir. Bu düşünce yapısında olanlar için kendileri ve yandaşları hariç herkes tehlikeli olabilir. Memleket sadece onların ve bu toprakların ağaları onlar, Türk’ten başka kimse yok, sesi çıkanın sesini kes, vatan millet Sakarya… Bu ruh halini sağlıklı görmüyorum. Bu durum sağlıklı bir siyaset tarzı da değildir.

Suriyelilerin ülkeyi ele geçireceğini söyleyenler düne kadar Kürtler için de aynı şeyi söylüyordu. Oradan siyaset devşirenler şimdi de bunu söylüyor. Buyurun sizde üç beş çocuk yapın engel olan mı var?

Suriye Savaşı olmadan önce İstanbul gibi metropol şehirlerde Kürtçe konuşanı görünce veya HDP oyları tartışma konusu olunca (o zamanlar MHP’li olan) çoğu Türk Milliyetçileri dile getiriyordu ve siyasi söylem olarak konuşuluyordu. Tıpkı bugün Suriyelilere söylendiği gibi. Bunlar sıkıntılı söylemlerdir. Ayrımcılık ve ırkçılıkla bir yere varamayız. Ayrıca tarihimizde toplum olarak yapmadığımız eylemleri yapmaya kalkıp Türklüğümüzle de nasıl övüneceğiz?

Maalesef halkımızda böyle bir gelenek var. İnsanlar dinlerini, mezheplerini, ideolojilerini, gruplarını, takımlarını, cemaatlerini, kliklerini ön plana yerleştirip buna göre tutum takınıyor, hatta gard alıyor.

Alt yapısal sorunlar nedeniyle geçici sığınmacıların/kaçak göçmenlerin memleketlerine veya Avrupa’ya gönderilmesi ya da gidebilmeleri için kendilerine yardımcı olunması gerektiğini düşünüyorum. AB’ye daha afzla psikolojik baskı yapmamız gerekiyor. Geri kabul anlaşmalarının gözden geçirilmesinde fayda görüyorum. Batılı devletler bunca sığınmacıyla uğraşmamızdan memnunlar. (Zaten çoğu Avrupa’da yaşamak istiyor.) Bunu yaparken de herhangi bir milliyetçi düşünce ile hareket etmiyorum. Hayatımı etkileyen yerleri tespit edip ona göre böyle bir talepte bulunuyorum.

Göç sosyolojik bir sorun ve gerçektir. Ülkemiz ilk defa göç almıyor. Sovyetlerin dağılmasından öncesinden başlıyor nüfus mübadelesi, körfez savaşı, Suriye son ve büyük göç dalgasını oluşturmaktadır. Bulunduğumuz coğrafya açısından Ortadoğu ve Asya da savaş bitmeden göç bitmeyecektir. Yasal yollardan düzenli göç alımı olmadığında düzensiz girişler olmaya başlayacaktır. Bugün sığınmacılarla hangi bakanlık muhataptır? İçişleri kayıt tutuyor, Sağlık Bakanlığı tedavi ediyor MEB okutuyor. Kaydı tutulmayan tedavi oluyor okulda devam edenin kaydı yok. Bakanlıklar arası koordinasyon düzensizliği var. Bu sebeple Göç İşleri Bakanlığı kurulabilir.

Koordinasyon ve kontrolsüzlük en çok İstanbul’a zarar veriyor. İstanbul’da bir buçuk milyon yabancının olması anlaşılır değil. Zaten fazlasıyla kalabalık bir şehirken üstelik. Bu kötü yönetimi eleştiriyorum. Eskiden de mülteciler ülkemize gelir Anadolu’ya dağıtılırdı. Akrabaları farklı şehirlere yerleştirme de vardı. Şimdi tamamen kontrolsüz bir dağılım var. Metropol şehirlerde sığınmacının ne işi olur? Hükümet buna engel olmak için tedbirler aldı lakin yeterli değil.

Bir plan dâhilinde sığınmacıları geri göndermek gerekiyor. Devlet bu konuda yapılması gereken ne varsa yapıyor. Bu durum gerçekleşinceye kadar havadan nem kapmaya da gerek yok. İnsanlar eğlenir rahatsız olursanız, otobüste, metroda, vapurda gördüğünüz mülteciye dayak atmaya can atarsanız, bunları sosyal mecralarda paylaşırsanız bu taleplerinizle çelişiyor. Halkın galeyana gelmemesi gerekiyor. Devlet bu sorunla yüzleşip mücadele ederken, çözüm üretmeye çalışırken kin ve nefret söylemleriyle halkları birbirine düşürmek, olaylar çıkartmak, iç karışıklığa zemin hazırlamak, siyasi partilerin faydasına da değildir.

 

Muhammed Işık

Muhammed Işık

Anadolu Üniversitesi İşletme, Medya ve İletişim mezunu. Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi YK Üyesi, Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM) Genel Sekreteri ve Gerçek Tarih Dergisi Yayın Koordinatörü. Yayınlanmış iki kitabı vardır (Gönülden Dimağa, Akıldan Kalbe Esintiler).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.